10 bin adımda

Tahtakale: Gastronomik, mimari, tarihi olarak taşı toprağı altın

Yüzyıllardır İstanbul’un en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Tahtakale, kalabalığını ve ticari şanını koruyor. Tarihi Yarımada’nın kadim durağında börek, şeker ve restorasyon peşindeyiz.

10 bin adımda Tahtakale

Mimar, yazar Doğan Kuban, “Bizde ‘Babamın evidir, koruyayım’ diye bir kültür yok” ifadesini kullanıyor şehircilik anlayışımız için. Bunun en acımasız örnekleri, ışık hızıyla geçmişi silinen, eskinin, çirkin yenilerle yer değiştirdiği İstanbul’da görülüyor. Bugün 30’lu yaşlarında olan birisi bile çocukluğunun geçtiği ev ya da mahallenin yıkıldığına kolaylıkla tanık olabiliyor.

Ama bazı yerler geçmişini öyle ya da böyle korumayı başarıyor.

Tarihi Yarımada’ya yöneldiğimizde yer yer bunu görebiliriz. Gerek gastronomi, gerek tarih gerek mimari açıdan taşı toprağı altın olan Tarihi Yarımada’ya yapacağımız bir ziyarette tüm bölgeyi tamamlamamız mümkün değil. Yavaş yavaş ilerleyebiliyoruz. Şimdilik Tahtakale’ye bağlı kalıp, çok az açılarak gezineceğiz. Zaman zaman kalabalıktan yorulacak, bazen çeşit bolluğundan kararsızlık çekeceğiz. Ama genel olarak geldiğimize değecek.

Tahtakale, İstanbul’un fethinden sonra da tıpkı Bizans döneminde olduğu gibi limana yakınlığı sayesinde depolama, alışveriş gibi işlevlerin en önemli merkezlerinden birisi oldu. Bugün de bu ticari büyüklük -eski tadında olmadığını esnaf söylese de- devam ediyor. Hâlâ turist harici hatırı sayılır bir kalabalık var burada.

Tahtakale’ye erken düşmeniz şart. İki sebebi var, birincisi kalabalıktan kaçınmak, ikincisi börek. 1926’dan beri Uzunçarşı’da yer alan Tarihi Kardeşler Börek ve Pidecisi, dillere destan kol böreğiyle sadece buranın esnafını değil erken saatte bu ticaret merkezine yolu düşenleri de tavlıyor. Artun Ünsal, burayı tavsiye ettiği yazısında “Saat 10’u geçirmeyin, çünkü börek bitiyor,” diyordu. Güncelleme yapayım, ben gittiğimde böreğin son porsiyonu saat 9.38’de satılmıştı. Böreği kaçırırsanız pide sefası başlıyor. Onu denersiniz. (Uzunçarşı Caddesi, No: 214. Börek 6 TL, Kıymalı pide 10 TL). Öğlene doğru buraya tekrar yolunuzu düşürmeniz için hemen bir vesile bırakayım şuraya: Hemen karşısında Tarihi Özkan Köftecisi var. Bir bakın (Uzunçarşı Caddesi, No: 215).

Diyelim ki börek yiyemediniz ve özelliği olan, her yerde yiyemeyeceğiniz bir börek peşindesiniz. Birkaç dakikalık yürüyüş sonrası 1897’den beri buralarda olan Konyalı Lokantası’na gidebilirsiniz. Gözlere de mideye de bayram ettiren talaş böreği sizi bekliyor. Fiyatı 18.5 TL (Ankara Caddesi, No: 77/A).

Buraların taşı toprağı tarih ama şu sıralar durum biraz tatsız, çünkü nereye girmeye kalksanız aynı cevapla karşılaşıyorsunuz: Restorasyon, tadilat, bakım, onarım. Bundan nasibini alan örnekler içerisinde yolunuz düştüğünde mutlaka görmeniz gereken Mimar Sinan şaheseri Rüstem Paşa Camisi de var, Eminönü’ne vardığınız anda sizi karşılayan Yeni Camii, arka sokağındaki Vedat Tek şahanesi Büyük Postane ve aynı caddedeki Germania Hanı da.

Kendinizi kalabalığa kaptırıp Mısır Çarşısı’nda bir dolansanız fena olmaz. Buraya herhangi bir amaçla gelmemiş olsanız bile bir şeyler alarak çıkmanız yüksek ihtimal. İlla turist olmanız gerekmez. Mısır Çarşısı’nı Hasırcılar Kapısı’ndan terkederseniz çarşıdan daha kalabalık bir ortama girmiş olacaksınız. Hasırcılar Caddesi’nin hemen girişinde, yani kapıdan çıkar çıkmaz solunuzda bir dükkânın önündeki kuyruğun dikkatiniz çekmemesi olanaksız. Burası işte, gören çoğu kişinin, hele bu ekonomik krizde, zihninde ne varsa unutması ve şunu düşünmesine sebep olacak: “E burada para basıyorlar!” Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kahvesini almak için sıraya girenler ve aynı anda kahvenin öğütülmesi, başka bir çalışanın boş pakete kahve koyması, başka birinin o paketi tartması, öbürünün kapaması, berikinin parayı alıp müşteriye kahveyi vermesi, ve sonu gelmeyen bu döngü, adeta bir fabrikadaki kusursuz işleyişi izlemek kadar hipnotize edici. Durup karşısında bir soluklanın (Tahmis Sokak, No: 66).

Kahve almak istiyorsanız, neredeyse Kurukahveci Mehmet Efendi (1871), kadar eski komşusuna da gidebilirsiniz: Kurukahveci Nuri Toplar (Kuruluşu 1890, Hasırcılar Caddesi, No: 17). Her çeşit çayı bulabileceğiniz Beta Çay’ı ihmal etmeyin. Güzel reçeteler var (Hasırcılar Caddesi, No: 7).

Caddede yürürken Nüans yazılı bir tabela gördüğünüzde, -kalabalıktan gözünüz kararır diye adresi iliştireyim (Hasırcılar Caddesi, 65-67)– içeri girin. Zaten büyüsüne kapılacaksınız. Çünkü konu mutfak araç gereçleri ve özellikle pasta yapımıysa her şey var burada. İlgilisi bayılacak. Dükkân sahibi Nejat Eryelkovan’a soruyorum kaç yıldır burada olduğunu. “1968’den beri işte hesapla” diyor. Olmuş, 50 yıl. O zamanki dükkânla şimdiki bir değil tabii. Küçücük mağazanın zamanla nasıl büyüdüğünü anlatıyor. Çırak olarak başladığı yerde, şu an geldikleri noktada 21 kişiye sigortalı olarak iş veriyormuş. Piyasa nasıl peki, “Buna da şükür ama durgun.”

Tahtakale’desiniz ya, hesap yapmadan detaylara takılmadan duramıyorsunuz. Kalabalık ve sirkülasyon sizi buna itiyor. Ufacık dükkânların bu kadar kişiye geçim sağlamasını, böyle bir kalabalığa hizmet vermesine şaşırıyorsunuz. Çoğu dükkân asırlık, demek ki aynı işle kaç nesil iştigal etmiş ve hâlâ ediyor. Zaten hepsinde bunu ispatlarcasına, siyah-beyaz bir aile yadigârı kalabalık duvarın bir yerinde asılı duruyor.

Ramazan Bayramı’nı eda ederken, şekercilere değinmeden olmaz… Ağzınız tatlansın diye girdiğiniz dükkânların kimisinde -piyasa şartları gereği olsa gerek- tadınız kaçabiliyor. Olsun. 1745’ten beri şekercilik yapan Hicipoğlu Şekerleme’de dükkân sahibini kızdırmadan zor bela çifte kavrulmuş lokumdan tadımlık alıp kaçıyorum. Esnafın bazen tersi pis oluyor, turist ya da tanıdık değilsen tatlı yüzünü göstermiyor. Belki o güne özeldir, siz uğramayın diyemem, lokumu şahane çünkü (Kıbleçeşme Caddesi No: 30).

1777’de kurulan Ali Muhiddin Hacı Bekir’e (Hamidiye Caddesi, 33), 1865’li Altan Şekerleme’ye de ağzınız tatlansın diye uğrayabilirsiniz (Kantarcılar Caddesi, No: 68). İstanbul’un eski çarşılarının, uğradığı değişime, kötüye gidişe rağmen insanın kendisini iyi hissettiren bir yanı var. En azından bunu görmek için buralara gelmelisiniz.

#negüzelbina: Muhteşem güzellik Vlora Han

Sirkeci’de bence İstanbul’un en güzel caddelerinden biri olan Büyük Postane Caddesi’nde Vedat Tek şaheseri Büyük Postane’nin hemen çaprazında bakımsızlığından ötürü kenarda kalmış gibi duran ama yaklaşınca ne kadar mükemmel bir yapı olduğu ortaya çıkan bu binanın adı Vlora Han.

Mimarı bilinmiyor. Bir dönem bu binada Mimar Kemaleddin Bey’in ofisi varmış, bu nedenle o olabilir iddiası var, aynı şekilde bazı detayları Botter Apartmanı’nı andırıyor onun mimarı Raimondo D’Aronco diye de bu bina onun olabilir diye bir başka varsayım var. Ama kimin yaptığı bilinmiyor. İnşa tarihiyse 1900’lerin başı.
Muhteşem değil mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: