10 bin adımda

Samatya: Dizilerin ve filmlerin yıldızı

Tarihi eski olsa da en görkemli günlerini televizyonda meşhur olduktan sonra yaşayan semtlerden birisi de Samatya. İkinci Bahar ile gelen şöhreti hiç azalmadı.

10 bin adımda Samatya

Her gün önünden geçtiğiniz, oturup kahve içtiğiniz herhangi bir dükkân, meydanında dolandığınız ya da sokaklarında yürüdüğünüz herhangi bir muhit, günün birinde “televizyona çıkacak” ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Burayı merak eden insanlar gelecek, zamanla kalabalıklaşacak, gelenler arasında umduğunu bulamayanlardan tut da beğenisini anlata anlata bitiremeyenlere kadar geniş yelpazede tepkiler etrafı saracak. Değişim hep dozerle olmuyor, bazen de bu şekilde dışarıdan gelen –hafta sonu göçü- belirliyor değişimi.

Yavuz Turgul’un tercihi
Son dönemin televizyon-beyazperde yıldızı Balat. Bir önceki yıldız ise Samatya olmuştu. 1998-2001 arası Türkiye’yi kasıp kavuran, final bölümünde hayatı durduran, Şener Şen ve Türkan Şoray’ın başrollerinde olduğu İkinci Bahar dizisiyle başlayan popülaritenin geldiği nokta: Dizi biteli 17 sene oluyor, dizinin çekildiği dükkân hâlâ revaçta. Ali Haydar İkinci Bahar ve dizide onun düşmanı Vakkas’ın mekânı olarak başrolde olan Develi karşı karşıya. Birinin lezzeti köklü geçmişinin teminatı altında. Karar sizin (Gümüş Yüksük Sokak, No: 5 ve No: 6). Bir yerde şarküteri varsa oraya uğramadan olmaz, hele ki bu kadar meyhanenin arasında varlığını koruyabiliyorsa: Ali Haydar İkinci Bahar’ın kapı komşusu Namlı’nın başka yerde şubesi yok.

Bu mahallede daha sonra Türkiye’yi ekran başına bağlayan Ezel dizisinin bazı kritik sahneleri ve Yavuz Turgul’un yönetttiği Gönül Yarası da çekildi. Biraz ilerideki Safa Meyhanesi de Yavuz Turgul’un bu muhitteki bir başka mekânı oldu. Av Mevsimi filminde Cem Yılmaz’ın “Hayde gidelum” diye başlayan meyhane sahnesi burada çekilmişti. Tarihi meyhaneyi de notlarınız arasına almalısınız (İlyas Bey Caddesi, No: 169).

‘Abi beni çek’
Sabah erken saatlerde yolunuz Samatya Meydanı’na düşerse göreceğiniz manzara belli: Meyhaneler yeni güne hazırlanıyor, her şey dükkânın önünü süpürmekle başlıyor. Daha sonra masalar diziliyor, beyaz örtüler seriliyor, bardaklar ve tabaklar masaya ters konuluyor ve görüntü hazır.

Ardından mutfaktaki hazırlık hızlanıyor. Günbilir Balık Restaurant’ın önünden geçerken “Abi beni çek” cümlesini işitip içeriye giriyorum. Elimdeki fotoğraf makinesini gören restoran çalışanı Abdullah ile tanışıyoruz bu şekilde. Erken saatte mezeleri hazırlamaya başlamış. İlk olarak haydari yapmış, devamını da bir çırpıda saydı. İştahlandırıcı bir mönüydü.

Sermet Muhtar Alus, 1939’da bu semt için şu notları düşmüş: “Samatya kelimesinin eski adı Psamatia. Evvelce de kıyıda birkaç meyhanesi, kahvesi, salaş deniz hamamı vardı. Süprüntüler, kavun, karpuz kabukları içinde kulaç atanlar görülürdü.”

Atıl durumdaki Kocamustafapaşa tren istasyonunu geçip tren yolunun sahil tarafını geziyorum. Eski-yeni bir arada diyebileceğimiz bir durum pek yok burada. Eski ve daha eski var. Böyle olması bence daha güzel. Daha yeni görünenler, eskinin makyajlanmış hali. Güzel örnekler var.

Eskiyi görebileceğiniz yer İçkalpakçı sokağı. Çıkmaz sokak tam bir Instagram cenneti. Eski evler, çamaşır ipindeki çamaşırlar, eski yağ kutularındaki yetiştirilen çiçekler, duvar yazıları, koşturup duran çocuklar, gelenlere sorgulayan gözlerle bakan sokak sakinleri. Evlerin bazılarının kapısı açık, içeriye kaçamak bakışlar atıyorum, kendime soruyorum: “Elimizde fotoğraf makinesiyle buralarda dolaşırken bu evlerde oturanlar bizim hakkımızda ne düşünüyorlar acaba?” Cevapsız soruyla yürüyüşe devam ediyorum.

Sokağın bitiminde karşınıza Telis Cafe çıkacak. Burasını her gün gördüğünüz esnaftan ayıran şey, gündelik hayatın acelesinde artık yeri olmayan “ikramcı esnaf” ekolünün temsilcisi olması. Kahvaltı için ne yiyebiliriz diye sorduğunuzda, “Fırından simit alın, ben de çayı koyayım, hatta bir simit de benim için alın” deyip, geldiğinizde simidinizin yanına kendi kahvaltısında yediği peynirinden ikram eden esnaf her yerde karşınıza çıkmaz. Buranın da güzelliği bu. Levent ve Bülent kardeşlerin bir çayını için. Üst katta da güzel salon var. Keyif alacaksınız (Büyük Kuleli Sok, No: 42). Simit dedik, tarihi Merkez Pasta Fırını var. Hayatınızda yediğiniz en güzel simit olmayacak ama ortalama simitten iyi.

Kiliseyle cami yan yana
Eremya Çelebi Kömürciyan’a kulak verelim mi? 1681’den sesleniyor: “Samatya’ya doğru ilerleyince önümüze geniş ve güzel yerler çıkar. Buradan uzakça bir mahallede bulunan Büyük Bedesten’e gidip gelenler, sabah akşam güneşi karşılarında bulurlar. Samatya adını taşıyan ikinci kapı ve iskele buradadır. Burada vaktiyle birçok meyhane vardı. Samatya’da Rumların altı yedi kilisesi vardır. Bu taraflarda bin haneden fazla Ermeni bulunmaktadır. Sulu Manastır denen muhteşem Surp Kevork Kilisesi ile Balıklı Ayazması buradadır. Kilisenin yaldızlı resimleri ile mihrabı hâlâ göze çarpmaktadır. Denize nazır bahçelerle çevrili Ermeni Piskoposluk makamı önce buradaydı. Bu kilise, Hünkâr Sultan Süleyman tarafından Rumların elinden alınarak bize verilmiştir.”

Surp Kevork Kilisesi’ne girmek istediğimde, “Normalde bugün açık değil, nereden geliyorsunuz” diye sorduktan sonra uzak yerden geldiğimi öğrenen “Bana Zafer diyebilirsiniz” diyen beyefendi, “Gelin ama fotoğraf çekmeniz yasak” diyerek içeri alıyor. “Üzücü olaylar yaşandı burada son zamanlarda. Güvenlik nedeniyle böyle yapıyoruz. Siz de aile olmasanız (Eşim yanımdaydı) belki girmemenizi rica edebilirdim” diyor. Üzücü olaylar olarak andığı, Samatya’da işlenen cinayetler.

Çekincesinde haksız değil. Burası ilk Patriklik makamı. Girince içeride sizi “Babanızdan ne isterseniz o size verilecek” yazısı karşılıyor. İçeride çalışma var, ayin hazırlığı yapılıyor. Kilisenin yanında Mimar Sinan’ın bir eseri de var: Çelebi Abdullah Abdurrahman tarafından yaptırılan Abdi Çelebi Camii. 1534’te inşa edilen caminin diğer isimleri ilginç: Çilingir, Sankiyedim, Yedimiçtim.

Günlerden cumartesiyse semt pazarının ortasına düştünüz demektir. Semt pazarı yeni yerleşim yerlerinde hayatın durmasına yol açarken eski semtlerde bir sakinlik oluyor. Samatya’daki de böyle. Tezgâhlar arasında gezinmek iyi gelecek. Hiçbir şey yapmazsanız kilisenin yan sokağında tezgâh açan seyyar dönerciden döner yiyebilirsiniz. İstanbul’da hafta sonu gezmesi yaparken karşınıza çıkacak güzel sürpriz dediğimiz şey tam da bu değil mi zaten?

#negüzelbina: Surp Kevork Ermeni Kilisesi

Panaia Perivlebdos isimli Bizans manastırı üzerine inşa edilen bu yapı, altındaki ayazma ve sarnıç sebebiyle Sulu Manastır olarak anılmış. Birkaç kere yanan kilise bugünkü şeklini 1885’te almış: Mikayel ve Hovhannes Hagopyan kardeşler maddi destek vermiş, mimarlığını da Bedros Nemtze yapmış. (Marmara Caddesi, No: 47).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: