10 bin adımda

Bağdat Caddesi: Yüksek apartmanların gölgesinde, eski günlerinden uzakta

Kentsel dönüşümün pençesinde kıvransa, kıymeti bilinmese, kalabalıkla boğuşsa da hâlâ ‘caddede gezme’nin bir tadı var.

10 bin adımda Bağdat Caddesi

Bizans’a kadar dayanan tarihinde, o dönem İstanbul’u Anadolu’yla bağlayan anayollardan biri olan Bağdat Caddesi, İstanbul’un fethinden sonra daha fazla önem kazanıyor. Osmanlı ordusu, bu yolun başlangıç noktası sayılabilecek Haydar Paşa Çayırı’nda toplanıyor doğuya gideceği seferlerde. Ama ismini IV. Murad’ın uzun süre Osmanlı’nın olup daha sonra İran’ın hâkimiyetine geçen Bağdat’ı geri almak için çıktığı seferin başlangıç noktası olması ve bu seferden başarıyla dönmesine borçlu: Bağdat Yolu olarak anılmaya başlıyor. II. Abdülhamit döneminde alternatif yerleşim bölgesi arayışı sonucunda burada karar kılınmasıyla İstanbul’un elit caddelerinden biri haline geliyor. Sonrası malum zaten. Dünya metropollerindeki önemli caddelerle beraber anılan 9 kilometrelik bir yol.

Miss Kate’den Misket’e
Buraya kadarki kısım bilinmeyen bir şey değil. Devamında size bir sürprizim var. Cadde üzerindeki bir duraktan bahsedeceğim. Kimlikteki doğum tarihi 1901 olan Hüseyin Efendi, Bağdat Caddesi üzerinde şu anda Mihrimah Sultan Camisi’nin bulunduğu arazideki çınar ağacının altında derme çatma teneke bir kulübede üzüm, ekmek ve Rus malı kesme şeker satmaya başlıyor. Dönem, II. Abdülhamid’in son yılları, 1917 civarı. Yıllar içerisinde, 50 metre çapında bir daire çizecek olursak bu alanda üç kere yer değiştiriyor. En son şu an Ziraat Bankası’nın Suadiye Şubesi’nin (Bağdat Caddesi, No: 364/C) yer aldığı binanın olduğu yere geçiyor. O dönem akıllıca görülmeyen bu ticarihamle, Hüseyin Efendi’nin lakabının bu durağa verilmesine yol açıyor: Şaşkınbakkal.

Bu hikâyeyi bu kadar detaylı biliyor olmamın sebebi, “Şaşkınbakkal” Hüseyin Efendi’nin, benim öz dedem olan bir diğer bakkal İsmail Efendi’nin kardeşi olması. Bu ekibin Memet Fuat’ın başyapıtı Gölgede Kalan Yıllar anı kitabında da şöyle bir rolü var: “Misket’in bir de
sevgili Lazları vardı (Bir not: Misket, demiryollarını yapan Alman Mühendislerden birinin kızı olan Miss Kate’in adının zamanla aldığı hal). O yıllarda Erenköy’deki bakkalların çoğu birbiriyle uzak yakın akraba olan Lazlardı.

Misket önce bahçesinin Hamam Sokağı üzerindeki küçük bölümünü sebze yetiştirmesi, inek beslemesi için bu bakkallardan birine kiraya verdi. Barınacak derme çatma yerler yapmalarına da göz yumdu. Ama ilişkiler gelişir, yaşam sorunları birbirini izlerken Misket bu kalabalık Laz ailesini kendi çocukları, torunları gibi sevmeye başladı. Sağlıklarıyla, okumalarıyla ilgilendi, onlara sırasında ilaç, sırasında akıl, sırasında bedava ders verdi. Kent yaşamına alışmalarına yardımcı oldu…”

İşte o Lazlar, bizimkiler. İsmail Efendi 1971’de, kardeşi Hüseyin Efendi de 1996’da bu dünyadan göçtüler. Geriye ticari serüvenlerine takılan lakap kaldı.

Şimdi geçiş döneminde
Şimdi Bağdat Caddesi de Erenköy de o sayfiye günlerinden çıktı, şehrin kalabalık ve kentsel dönüşümün pençesinde kıvranan yerlerinden biri haline geldi. Önce o muhteşem köşkler yıkılıp yerlerine büyük balkonlu apartmanlar yapıldı, şimdi görece kabul edilebilir o apartmanlar yıkılıyor ve yerlerine balkonsuz halleri inşa ediliyor. O köşklerden birini, muhteşem kitabı Kapalı Hayat Kutusu Kadıköy Konakları’nda şöyle anlatıyor Müfit Ekdal: “Arif Hikmet Paşa, 1900’de tamamıyla ağaçlık olan araziye bir İtalyan mimara Romanya kerestesinden üç büyük salonu ve her katta dört odası bulunan binayı yaptırmış fakat burada fazla oturamadan vefat etmiştir. Köşk, 1924’te Hacı Tevfik Pazarcı Bey’e 9600 altına satılmış, aile burada uzun süre oturmuş, hatta oğlu Müfit Pazarcı bu evde doğmuş, Hıdiv Ailesi’nden Prenses Nermin’in kızı Hoşyar Hanım’la burada evlenmişti. Binanın iç tezyinatı, tavanların yüksekliği, kapıların ihtişamı küçük bir saray görüntüsü vermekte, caddeden oldukça içeride yapılmış olması ve bahçenin her zaman bakımlı bulundurulması bir asalet örneği gibi durmaktadır.”

Ethem Efendi Caddesi, numara 47’deki bu köşk olduğu gibi duruyor ancak içinde ne yazık ki hayat yok. Şu sıralar bir geçiş döneminde olan Bağdat Caddesi, yakın zamana kadar döviz karşılığı olan astronomik kira bedellerine rağmen boş dükkân bulmanın imkânsız olduğu bir yerdi.

Şimdi boş dükkan sayısı günden güne artıyor. Yine de burayı gezmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Gidenlerin boşluğunu yenileri dolduruyor. Artık o efsane Kral ve Ben pizzacısı yok ama bu iyi pizza yemenize engel değil mesela. Bafetto’da pişman olmayacaksınız (Bağdat Caddesi, 384/B). Bir zamanlar caddede Baskin Robbins dondurmacısı vardı. Büyük olay olmuştu açılışı ve buradaki varlığı. O da yok. Şimdi iyi dondurmanın adresi hazır dondurmacıların aksine, Yaşar Usta’nın sorbesi. Küçük dondurmacıda kuyruk beklemeniz muhtemel (Bağdat Caddesi, No: 348). Bir de kıymeti bilinmeyen, zamana direnemeyenler
var. Kristal Büfe misal. Görkemli yerini İstanbul’da açılan ilk Starbucks’a kaptırınca oradan oraya yer değiştirdi. McDonald’s yokken hamburgeri burada görmüştü İstanbullular halbuki. Şimdi caddeye gelenler 367 numaradaki Kızılkayalar’ın önünde. O hamburgeri merak edenleri Kristal Büfe’nin Göztepe’de 229 numaradaki yerine alalım. Deneyin, bence beğeneceksiniz. Beğenmezseniz Çiftehavuzlar’daki J Burger’e bakarsınız bir de (Cemil Topuzlu Cad. No: 5). İstanbul’da yediğim en iyi lahmacunu size önerebilirim artık. Yakınındayız çünkü. Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi 20 numaradaki Gaziantep Lahmacun’a bir uğrayın. Hava şartları uygun olduğunda yemenizi önereceğim dönerli pidelerine de kefilim.

Akın var sahile akın”
Bu kadar yemeğin ardından şimdi eğer barlar sokağı olarak bilinen İskele Sokak’ta yapacak daha iyi bir şeyiniz yoksa her Anadolu Yakası sakini gibi sahile inip çimlere yayılabilirsiniz. Bir zamanların şanlı Maksim Gazinosu’nun artık market olan yerinden felaket filmlerindeki market yağmalamalarına benzeyen sahnelere tanık olarak yapacağınız alışverişin ardından dilerseniz kalabalığı göze alıp plajdan denize de girebilirsiniz. Bu konuda kararlı olmanız lazım ama. Çünkü bir bakacaksınız ve göreceksiniz ki “akın var sahile akın”. Geri adım atmayın derim. Güneş etkisini kaybettikten sonra geçen vakti anlamayacak, saat gece yarısını geçecek farkına varmayacaksınız. Yaz sıcağında bir günü tamamlamanın
en güzel yollarından biri bu olmalı…

Kentsel dönüşüm çılgınlığı eskiye ait ne varsa alıp götürüyor ama daha sahile dokunabilmiş değil. Eskiden sayfiye bölgesi olan Bağdat Caddesi çevresi, bugün de aynı görevi bu şekilde yerine getiriyor işte. Tadını çıkarmak lazım.

#negüzelbina: Caddebostan Ragıp Sarıca Köşkü

Caddebostan sahilde görkemiyle insanların aklını başından alan bu köşk 1906 yılında Ragıp Sarıca tarafından August Carl Friedrich Jasmund’a yaptırılmış. 27 dönüm arazi içerisinde bulunan ve 40 bin altına mal olan bu köşkün mermerleri İtalya’dan, parkeleri Viyana’dan getirilmiş. Köşkte şu an kimse yaşamıyor. Keşke birileri yaşasa. Komşuluk müessesesine başvurarak misafir olmayı dener ve içini görme şerefine erişiriz belki.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: