10 bin adımda

İstiklal Caddesi: Yaşayanların havsalaları kadar dar, entrikalarının tenyaları kadar uzun

Şu sıralar kimliğini aramakla meşgul olan caddenin, o caddeden kimlerin gelip geçtiğinden bağımsız bir tarihi var ve her adımda o tarih karşınıza çıkıyor.

10 bin adımda İstiklal Caddesi

Birkaç yıldır yurtdışında yaşayan ya da gündelik gelişmeleri takip etmeden Türkiye’de bulunan bir insanı gözlerini bağlayıp Taksim Meydanı’nın ortasına bıraktığınızda epeyi şaşıracağı kesin. Bastığı yeri tanıyamamakla başlayıp, artık yerinde olmayan Atatürk Kültür Merkezi’nin yokluğunu hissedecek ve yerine yapılacak yeni kültür merkezinin şantiyesini görecek. Yönünü İtalyan heykeltıraş Canonica’nın yaptığı, 1928’den beri burada olan Cumhuriyet Anıtı’na çevirdiğindeyse de hemen arkasında yükselen ve sol taraftaki Aya Triada kilisesini gölgede bırakan heybetli Taksim camisiyle karşılaşacak. Tabii bu şaşkınlık onun için meydanla sınırlı kalmayacak: Bu meydana adını veren ve 1731’de I. Mahmut tarafından inşa ettirilen su dağıtımı noktasını (Taksim) geçip İstiklal Caddesi boyunca yürüdükçe önünde kuyruk olan, yeni açılmış ‘asırlık’ tatlıcılar, boş duran yapımı tartışmalı AVM’ler, zemini ve kimliği değişen cadde onu bekleyecek.

Yeşile hasret bir cadde
John Freely eşsiz kitabı İstanbul’u Dolaşırken’de Avusturyalı tarihçi Josef von Hammer’in İstiklal Caddesi için şöyle dediğini aktarıyor: “Burası yaşayanların havsalaları kadar dar, entrikalarının tenyaları kadar uzun”. Biz de bugün o uzun yolda yürüyoruz. Lezzet durakları haricinde ara sokaklara sapmadan caddede ne olup bitiyor bakacağız.

İstanbul’da Avrupalı ve Amerikalı turistlerin yerini uzunca bir süredir Arap turistler alırken caddenin dükkânları da buna göre şekillendi. İşte bu tatlıcılar, nargileciler, parfümeri dükkânlarının misafirleri genelde bu turistler. Bu durum sokak müzisyenlerine de yansıdı. Ülkesindeki şartlardan kaçıp Türkiye’ye gelen sokak müzisyenini Feyruz şarkıları çalarken, onun etrafına toplanan hemşerilerini de kimi zaman hisli kimi zaman mutlu şekilde ona eşlik ederken göreceğimiz sahne burada tüm gerçekliğiyle yaşanıyor.

Caddede yeşilin de olduğu fotoğraflar eskide kaldı. Artık sadece konsoloslukların bahçeleri, Galatasaray Lisesi ve Ağa Camii’nin avlusunda rastlayabiliyoruz yeşile. Caddede başka yeşil yok. Güneşten kaçışın yolu ya bina gölgeleri ya da kafe-restorankitapçılar. Şimdiki tavsiyeler oralardan geliyor.

İstanbul’un en büyük kilisesi
Kahvaltı için menemenci Lades ya da Karaköy’deki yerini bırakıp Tünel Meydanı’na taşınan Hasan Fehmi Özsüt’e gidebilirsiniz. Burası Karaköy’de televizyona da çıktıktan sonra oldukça popüler olmuştu. Yeni yerlerinde de aynı hizmeti sunuyorlar. Öğlen yemeği için yan masanızda mutlaka bir turiste rastlayacağınız Hayvore, çay için Hazzo Pulo, kahve içmek ve rahat vakit geçirmek için ya Asmalımescit girişindeki Şimdi kafe ya da Olivya Geçidi’ndeki festival dönemi boyunca festival tutkunlarıyla sık sık karşılaşacağınız Gölge Kahve. Buralar, Yapı Kredi Yayınları’nın görkemli kitapçısı, Türk Alman Kitabevi ve Salt Beyoğlu’ndaki Robinson Crusoe 309 kitapçısıyla beraber zevk alabileceğiniz yerler arasında. Akşamları da binanın hatırına muhteşem Çiçek Pasajı.

Olivya Geçidi’nin hemen karşısında şehrin en güzel ikililerinden birisi var: San Antuan Kilisesi ve Mısır Apartmanı. San Antuan, İstanbul’daki en büyük kilise. İlk olarak 1725 yılında bir kilise inşa edilmiş. Bu gördüğümüz, Türkiye’de harika eserler bırakmış olan İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanıp 1912’de inşa edilen. Mısır Apartmanı bu yapıdan daha eski. Hovsep Aznavur’un mimarı olduğu yapı, kışlık konak olarak inşa edilmiş. İstiklâl Marşı’nı yazan Mehmet Akif Ersoy, Atatürk’ün dişçisi Sami Günzberg de buranın sakinleri arasındaymış. Günümüzde binanın içerisinde sanat galerileri ve eğlence mekânları var. O nedenle giriş serbest, girip inceleyebilirsiniz. Caddede yürürken Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu binasını gördüğünüzde cephesindeki bir detay ilk bakışta dikkatinizi çekmeyebilir. Gezi Parkı protestoları sırasında İstiklal Caddesi’nde duvarlara yazılanlar daha sonra silinmişti. Konsolosluklar o ülkenin toprağı olduğundan Yunanistan kendi toprağında iz bırakmayı tercih etmiş. Duvarlarına yazılan ifadeyi silmek yerine, beyaz boyayla yazının aynı şekilde üzerinden geçmişler. Dışişleri’nde görev almış eski kuşak diplomatlara bunu sorduğumda, Yunanistan’ın hareketini nezaketsizlik, Türkiye’nin bu konuda uyarı verip onu sildirmemesini de işini eksik yapmak olarak değerlendirdiklerini ekleyeyim.

Rehberiniz telefon uygulaması
Yenilenen Narmanlı Han’dan hiç bahsetmiyorum çünkü geçmişin izlerini silen restorasyon sonrasında ortaya çıkan manzara şehirde tartışma yarattı. Elimde Murat Belge’nin 1993’te yayımlanan kitabı İstanbul Gezi Rehberi’nin gözden geçirilmiş 2007 baskısı var. İstiklal Caddesi’nde bazı şeylerin değişmediğini gösteriyor: “Köşede gene bir pasaj ve bir zamanlar İstanbul’un en şık pastanesi Markiz’in yeri var. Tozlu camlardan içeri bakıp, bu pastaneyi süsleyen -ama nedense yalnız üç tane olan- ‘Mevsimler’in seramik tablolarından bazılarını hayal meyal görebilirsiniz. Bu yakınlarda yeniden açılması bekleniyor.” Markiz, aradan geçen sürede bir dönem açıldı, fakat eskisi gibi olmayınca rağbet görmedi ve kapandı. Anlatılan tabloları bugün önüne gittiğinizde görmeniz mümkün. Ama yeniden açılacak mı? Bilemiyoruz… Şu sıralar kimliğini aramakla meşgul olan İstiklal Caddesi’nin, o caddeden kimlerin gelip geçtiğinden bağımsız bir tarihi var ve her adımda o tarih karşınıza çıkıyor. Bunu derli toplu görebilmek için kaynaklar mevcut. Oldu da hazırlıksız yakalandınız diyelim, Beyoğlu Belediyesi’nin güzel hizmeti yardımcı olabilir: “Smart Beyoğlu”nun parçası olarak binaların girişine mavi plakalar yerleştirmişler, bu plakalar üzerindeki karekodu telefonunuza okutarak, o binayla ilgili bilgi edineceğiniz sayfaya gidebiliyor, mekân bilgisi alabiliyorsunuz. Cadde kimliğini arıyor, biz de caddeyi arşınlayan Arap turistlerin korkuyla eşlik ettikleri emsalsiz Feyruz şarkısının sözleri gibi bekliyoruz: “Korkuyorum kalbim, ya bu yabancı yerde yaşlanırsam ve memleketim beni tanıyamazsa…”

#negüzelbina: Botter Evi

II. Abdülhamit’in terzisi Botter’in 1900’lerin başında İtalyan mimar Raimondo D’aronco’ya yaptırdığı, şehirdeki en güzel Art Nouveau eserlerden biri olan bu ev şu anda kapıları kapalı şekilde öylece duruyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: